Kitabın ortasından
ALLAH Eyvallah…
La kuvvete illa billah
A benim canım,
Hele biraz daha yakına gel,
Bak şimdi, ne kurmaca bir Tanrı’ya ihtiyacın var seni ödüllendirsin diye, ne de söze bir iblise ihtiyacın var seni cehenneminde tutsun diye.
Ne de korku ile ümit arasında kıvranacağın sözde bir maneviyat anlayışına...
Zaten insan denilen bu esir-i gurbet-i nalanın, kendi kendine ettiği eziyeti, kendi kendini soktuğu o derin ve dipsiz azap kuyusunu toplanıp yedi düvelin zebanileri bir araya gelse yapamaz!
Kendine ettiğin o muazzam işkenceyi başka kim becerebilir ki?
İşte o meşhur "asli günah" original~sin dedikleri hikaye tam olarak burasıdır:
Hakikat’in kendi kendini bilme sevdasına düşüp, aynada gördüğü gölgeyi "ben" zannettiği an!
O mutlak Varlık, kendini bir "yapan", bir "yaratan" sanmaya başladığı lahzada güya günahkar biri oluverir.
Neden mi?
Çünkü o andan itibaren aslında hiç yapmadığı bir varlık iddiasına, asla faili olmadığı işlerin faturasını kendine kesmeye, sonra da kendini temize çıkarmaya çalışır.