Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, bir şehirle özdeşleşmiş olan ve baştan aşağı kırmızı giyinen gizemli bir kadının hüzünlü yaşam öyküsünü konu almaktadır. Bir ressamın tesadüfen tanıştığı bu kadınla yaptığı sohbet aracılığıyla, dışarıdan tuhaf görünen bu imajın ardındaki derin vicdan azabı ve fedakarlık hikayesi gün yüzüne çıkar. Kadın, geçmişte çocuk sahibi olamadığı için çok sevdiği eşini terk ederek kendi içine düştüğü duygusal cehennemi dış dünyaya yansıtmak amacıyla kırmızıyı seçmiştir. Anlatı, insanların dış görünüşlerinin altında yatan görünmez acıları ve her hayatın trajik bir hikayesi olduğu gerçeğini vurgular. Yazar, bu dokunaklı karşılaşmayı şiirsel bir dille aktarırken, kırmızı rengi bir süsten ziyade içsel bir yangının sembolü olarak betimler. Sonuç olarak eser, toplumsal yargıların ötesine geçerek bir insanın yalnızlığına ve geçmişiyle olan sessiz kavgasına ışık tutar.