Mehmet Özkendirci’nin kaleminden çıkan bu dizeler, ayrılığın ve yalnızlığın insan ruhunda yarattığı derin tahribatı çarpıcı bir dille ele almaktadır. Şair, sevilen kişinin yokluğunu zamanın durduğu ve anlamını yitirdiği kronik bir çaresizlik hali olarak tasvir eder. Metin boyunca unutma arzusu ile değişmez bir sadakat arasında gidip gelen anlatıcı, kendi iç dünyasını kurumuş bir pınara veya ıssız bir çöle benzetir. Şiirde ölüm, kader ve zamansızlık temaları işlenirken, yazma eylemi akıl sağlığını koruyan son sığınak olarak sunulur. Özellikle sensizlik ve yalnızlık kavramlarının eş anlamlı hale gelmesi, lirik bir hüzünle vurgulanmaktadır. Nihayetinde bu eser, her şeyi unutan bir zihnin sadece sevgiliyi unutamadığı trajik bir bağlılık hikayesini özetler.