Bu köşe yazısı, Türkiye’deki dini yapılanmaların ve cemaatlerin toplumsal, ekonomik ve siyasi birer güç merkezine dönüşme sürecini eleştirel bir dille sorgulamaktadır. Yazar, bu yapıların denetimsiz büyümesine devletin neden zamanında müdahale etmediğini ve dinin bir sömürü aracına dönüştürülmesini temel sorun olarak görmektedir. Toplumdaki adalet ve eğitim gibi alanlardaki boşlukların insanları bu tür gruplara yönelttiği belirtilirken, çözümün yasaklamaktan ziyade hukuki şeffaflık ve denetimden geçtiği vurgulanmaktadır. Dini inancın kişisel bir tercih kalması gerektiği savunularak, devletin tüm gruplara karşı eşit ve laik bir hukuk düzeni işletmesi gerektiği ifade edilmektedir. Sonuç olarak, ülkenin ihtiyacının yeni dini liderler değil, liyakat ve hukukun üstünlüğü olduğu savunulmaktadır.