Dr. Alper Sezener’in kaleme aldığı bu metin, insan yaşamındaki kayıpların ve bu kayıpların ardından gelen anlam arayışının doğasını zarif bir dille irdeliyor. Yazar, acının zamanla yok olmadığını, aksine sadece biçim değiştirerek hayatın bir parçası haline geldiğini ve insanın bu boşlukla yaşamayı öğrenerek olgunlaştığını savunuyor. Hayatın önceden belirlenmiş büyük bir anlamı olmadığını belirten eser, asıl direncin gündelik rutindeki küçük ve sessiz varoluş çabalarında saklı olduğunu vurguluyor. Özellikle anne kaybı üzerinden somutlaşan eksiklik hissi, dünyevi hırsların beyhudeliği ve zamanın geri döndürülemezliği ile harmanlanarak anlatılıyor. Metin, kaybın yarattığı sessizlikle barışmanın ve sevgiyi bu sessizliğin içinde muhafaza etmenin gerçek bir dayanma biçimi olduğu tespitiyle sona eriyor.